Yapılan bilimsel çalışmalar yenidoğan her bin bebekten ortalama 2 ya da 3’ünün işitme kayıplı olarak dünyaya geldiğini ortaya çıkarmıştır. İşitme kayıplı bebekler de diğer bebekler gibidir. Bakıldığında işitme kayıplı olduğu anlaşılmaz. Diğer bebekler gibi sesler çıkarırlar, onlar gibi güler onlar gibi ağlarlar. Bu nedenle bebeklerin işitme kayıplı olup olmadığı ancak işitme değerlendirildiğinde anlaşılır.

İşitmenin değerlendirmesi erken teşhis, tanı ve tedavi açısından çok önemlidir. Çocukların konuşma ve dil becerilerinin geliştiği en kritik çağ 2-3 yaş aralığıdır. Bir çocuğun işitme kaybı ne kadar erken tespit edilirse, aile bu konuda ne kadar erken davranırsa çocuğun işitme ve konuşması için yol haritası o kadar erken çıkarılır.

2-3 yaş kaçırıldığında gereken her şey yapılsa dahi elde edilecek başarı yüzde 40 civarında azalır. Bu nedenle işitme kayıplı çocuklar ilk altı ayda cihazlanır ve erken müdahale programına alınırsa akranlarıyla aynı dil ve konuşma becerisini yakalama şansına sahip olur.

  • Erken müdahalede ailenin önemi

Bu alanda yapılan çalışmalarda yenidoğan işitme taramalarında ilk izlemede başarısız olan bebeklerin ortalama yüzde 20’sinin testler için geri dönmediği bulundu. Takipteki bu yüksek kaybın, işitme kaybı riskleri hakkında ailenin yeterince bilgi sahibi olmadığının bir göstergesi olduğu düşünülmektedir. Bu, yenidoğan işitme taraması proğramının başarısı için büyük bir tehdittir, çünkü hastaneden taburcu olmadan önce ilk işitme taramasının ötesinde işitme tarasaması takiplerini zamanında yaptırma ve ihmal etmeme, ailenin sorumluluğundadır. Erken dönemde yapılan doğru tanı aileyi rahatlatır. Ve bebeğin erken dönemde akranlarını yakalamasına olanak tanır.

Erken müdahalenin en iyi sonuçları için ailenin çocuklarına yapılacak müdahalede aktif rol oynaması ve katılımcı olmaları gerekmektedir. Yapılan çalışmalarda yüksek motivasyonu olan ailelerin çocuklarında olumlu dil puanları, sınırlı aile desteğinin ise zayıf dil sonuçları yarattığı ortaya çıkmıştır.